20 Ocak 2025 Pazartesi

Yüce Güce Bilimle Saygı!

Tanrıyı küçümsemek! Evet bin yıllardır yapılan hata; tanrıyı küçümsemek! Tanrıyı küçümsüyoruz! Nasıl mı? Hemen anlatayım! 

Süslü örnekler ile, benzetmeler ile konuyu beşer için açık yada açıklanabilir bir vaziyete kavuşturmak isterdim. Ben yapamıyorum, zannımca bu da bir küçümseme olacak. O yüzden artık onu küçümsemeden olanca heybetine ve kudretine yaraşır şekilde anlatmaya çalışacağım. Eğer algılamak sizin için daha kolay olacaksa dünyevi misaller ile varın siz onu kafanızda kurgulayın ve algılayın.

Bilinen tüm dini inançların tanrıya bir hakaret olduğunu söyleselerdi, herhalde sizin için bu yeni ve şaşırtıcı bir iddia olurdu. Bu savı temellendirecek gerçeklikler tümüyle bilimseldir. Ben de dilim döndüğünce bunlardan bahsetmeye çalışacağım. Konuyu adım adım ele alacağım. Okuyacaklarınız yaklaşımımı biraz holistik bulabilir, doğrudur. Yani parçadan bütüne bir yolculuktur, hatta tümevarım diye özetlemek daha doğru olacaktır.

Yüce yaratıcıyı daha iyi anlamak için yarattığı en küçük parçadan en büyüğe doğru minik bir yolculuğa çıkmak gerekir.

Basit bir bakış açısıyla insanoğlu olarak bizler, hayvanlar, mantarlar, bakteriler ve protistler yani mikroskobik canlılar dünya üzerinde varlığını sürdüren milyonlarca canlı türünün beş ana gruba bölünmüş halini oluşturmaktayız. Dünyadaki yaşamın temel kaynağı sudur. Dahası yaşamın yüzde yetmişinden fazlası suya bağlıdır. Benzer şekilde bir canlı bedeninin ortalama yüzde yetmişi sudan oluşur. Bu duyduklarımız her ne kadar büyüleyici bir denge olsada sürekli duyagelmişliğimizden algılayamamıza yol açıyor. İlerledikçe zihnimizde bilimsel gerçekliklerin birer hologramı oluşacak ve daha kalıcı bilgilere dönüşecekler.

Bilinen en küçük parçacık, subatomik düzeyde bulunan "leptonlar" ve "kuarklar"dır. Leptonlar arasında elektronlar en tanınmış olanıdır ve kuarklar proton ve nötronları oluşturur. Bu parçacıklardan daha küçük bir parçacık olduğu düşünülmektedir. Bilim ilerledikçe olasılıklar gerçekliklere dönüşecek ve bizler de yeni bilinenlerle yeni bilinmezlere doğru yelken açacağız.

Dünyanın bilinen en küçük canlısı, bakteriler arasında yer alan Mycoplasma genitalium'dur. Bu bakteri, genellikle insan ürogenital sisteminde bulunur ve cinsel yolla bulaşan bazı hastalıklara neden olabilir. Mycoplasma genitalium'un boyutu yaklaşık olarak 200-300 nanometre (nm) civarındadır.

Konuya giriş yaptığım canlı türleri ile geliştirmek için anlattığım parçacıkların zihninizde bir bedene kavuşmasını istiyorum. Sıradan insanlar olarak bizim gündelik yaşamımızdan bildiğimiz en küçük canlı bir karıncadır diye düşünüyorum. Peki bilimin işaret ettiği en küçük parçacık olan elektron ile bir karıncayı kıyaslayacak olsaydık! Ya da basitçe şöyle diyelim ortalama bir karınca bedenine kaç tane elektron sığabilir? Cevap inanılmaz bir rakam: 28 sekstilyon kere trilyon! Bu 34 basamaklı bir sayı demektir. Bir karınca bedenine bir evren sığdı, değil mi!

Neyse tüme varıma olan yolculuğumuza devam edelim! Üzerinde yaşadığımız dünyadan bahsedelim.

Dünya, Güneş Sistemi'nde Güneş'e en yakın üçüncü gezegen olup, üzerinde yaşam ve sıvı su barındırdığı kesin olarak bilinen tek gezegendir. Katı bir kabuk, aktif volkanlar, dağlar, vadiler, kanyonlar ve okyanuslar gibi çeşitli yüzey şekillerine sahiptir. Ayrıca Dünya, Güneş sistemindeki en büyük kütleli beşinci gezegen olup, yoğunluğu en yüksek olan gezegendir. Güneş ise yaklaşık 4.6 milyar yıl önce oluşmuş yaşamı besleyen bir ana kol yıldızdır ve kendisine ait bu sistemin yöneticisi gibidir. 

Güneş Sistemi, Güneş'in kütle çekim kuvvetiyle etrafında dönen gök cisimleri topluluğudur. Bu sistem, Güneş ve onun etrafında dönen 8 gezegen ile onların uyduları, cüce gezegenler, asteroitler, kuyruklu yıldızlar ve diğer gök cisimlerini içerir. Güneş, Güneş Sistemi'mizin merkezindeki dev bir nükleer reaktördür. Hem Dünya üzerindeki yaşamın temelini sağlar hem de tüm Güneş Sistemi'nin hareketini düzenler.

Konu dağılmasın diye parçadan bütüne şuana kadar olan bölümü özetlemek istiyorum. Elektronlar mikroskobik canlıların içerisinde, miksroskobik canlılar bizim içimizde, biz dünyanın içerisindeyiz. Dünyamız güneş sisteminin içerisinde! Peki güneş sistemi neyin içerisinde? Samanyolu galaksisi!

Samanyolu Galaksisi, bizim de içinde bulunduğumuz, yüz milyarlarca yıldız, gezegen, yıldız sistemleri, gaz ve toz bulutlarını içeren devasa bir galaksidir. Sıkı durun bu bilgi sizi şaşırtmalı! Samanyolu galaksisinde eldeki uzay gözlem verilerine göre güneş benzeri irili ufaklı 200 ile 400 milyar aralığında yıldız olduğu tahmin edilmektedir. Nasa'ya ait Kepler uzay teleskobu verilerine göre bu yıldızların yüzde yirmi beşinden fazlası etrafında yaşam alanı olabilecek şekilde konumlanmış güvenli gezegen bölgeleri bulundurmaktadır. Bu bölgelerde 300 milyon gezegen olasılığı olduğu orataya koyulmuştur. Bu ne anlama geliyor açıklayayım. Sadece samanyolu galaksisinde dünya benzeri 300 milyon adet gezegen olma ihtimali var, içinde bizim bildiğimiz anlamıyla yaşam olan 300 milyon adet başka dünyalar!

Daha fantastik gelebilecek bir sonraki basamağa geçmek istiyorum! Buraya kadar yazdıklarımız yeterince çılgınca gelmediyse sonraki adıma bir bakın:

Evrenin tamamını gözlemleyebilmemiz mümkün değil; bu yüzden bilim insanları yalnızca gözlemlenebilir evren içinde tahminler yapabiliyor. Gözlemlenebilir evrenin çapı yaklaşık 93 milyar ışık yılıdır. 2016 yılında yapılan bir çalışmaya göre gözlemlenebilir evrende samanyolu galaksisi benzeri iki milyara yakın galaksi olabileceği ortaya konmuştur. Çok kaba bir tabir olacak bilimsel bir dayanakla söylemiyorum: Samanyolu galaksisinde 300 milyon dünya olma ihtimalini bilinen evrendeki 2 milyar galaksi ile oranlarsak 600 trilyon adet olası dünya benzeri gezegen anlamına gelir. Bu verilerin sadece gözlemlenebilir evrende elde edilen bilgiler ışığında ortaya çıktığını unutmayın. Birde evrenin bizim gözlemleyemediğimiz kısmı var ki gözlemlenebilir evrene oranla yüzde kaç daha büyük olduğunda dair hiçbir fikrimiz yok! Belkide biz yüzde birini görebiliyoruz. O takdirde olası dünya benzeri gezegen sayısı 60 kattirilyon olurdu.

Bu rakamı algılamanız zor olabilir ama dünyayı bunca galaksi ve gezegenler içerisinde şöyle hayal edebilirsiniz: kilometrelerce uzunluktaki bir kumsaldaki 1 adet kum tanesi. İşte o dünya!

Nihayetinde bunca yaratılmış içerisinde değil insanın dünyanın bile pozisyonu o kadar önemsiz bir noktada ki hayret etmemek elde değil.

Kumsalda yürürken sizin için yerdeki bir kum tanesinin içinde var olan veya cereyan eden olayların önemi nedir? Çok ta önemli gibi durmuyor değil mi?

İnsan kendine şunu sormalı: bu eşsiz evreni yaratan yüce güç nasıl olurda benden dini dogmalarca emredildiği iddia edilen basit ve sonuçsuz fiilleri isteyebilir? Bu insani ve dönemsel değeri/değersizliği olan fiillerin yüce güce ne faydası olabilir? Bu beşeri zevklere, his ve duygulara yaradıcıyı indirgemek onun yüceliğine ve muazzam insan aklının alması mümkün görünmeyen kuvvetine hakaret değil midir? Bu düpedüz şirkdir!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Lütfen düşüncelerinizi paylaşınız!